• irem hacalaki

Kokunun zamanda yolculuk yaptıran etkisi


Babaannenin evinin lavanta ve reçelle karışık kokusunu, eski sevgilinin parfümünü, ilkokul çantanın içindeki kokulu silgiyi, denizden çıkınca sarındığın balıklı çocukluk havlunu hala unutamadıysan bir sebebi var.

Koku, vücudumuzun dünyayla iletişim kurmak için kullandığı duyulardan biri ve belki de en önemlisi. Bir dizi karmaşık sinirsel süreçle tetiklenen koku alma duyumuz, hayvanlarınkiyle karşılaştırıldığında güçlü bulunmayıp ikinci plana itilse de aslında tüm varlığımızı şekillendiriyor. Koku bize yalnızca etrafımız hakkında önemli bilgiler vermiyor, aynı zamanda davranışlarımızı ve biyolojik ritmimizi etkiliyor, mekan algımızı düzenliyor, duygu durumumuzu değiştiriyor ve hafızamızda genişçe yer tutuyor. Kokular, hafıza oluşumunu etkileyereköğrenilen bilgileri, edinilen deneyimleri ve insanlar arasındaki duygu paylaşımlarını depolayıp kalıcı hale getirmeye yardım ediyor.

Kokunun etkileri, hem bilinçliyken hem de bilinçaltında hissediliyor. Herhangi bir kokuyu algılarken beyin hemen reaksiyon gösterip faaliyetlerini artırıyor. Faaliyetin arttığı kısımların başında hislerimizden ve hafıza oluşumundan sorumlu limbik sistem, amigdala ve hippocampus geliyor.

İşte kokunun hafızayla ilişkisi de burada başlıyor. Sevdiğimiz, güzel kokular zihinsel enerjimizi yükseltip odaklanmamıza yardımcı oluyor ve hafızayı güçlendiriyor. Bu sayede, belli kokuları, belli duygusal durumlarla ve olaylarla ilişkilendirip kaydediyoruz. Bu kayıtlar, beyinde zamanla şiddeti ve içeriği değişebilecek şekilde depolanıyor. Aynı kokuları yıllar sonra kokladığımızda beyindeki kayıt açılıyor ve zamanda yolculuk yapıp o kokuyu kaydettiğimiz ana ve anıya ışınlanıyoruz. Aynı bağ kötü kokular ve kötü anılarla da kuruluyor.


Neden çocukluk ve ergenlikten kalma kokuları daha çok hatırlıyoruz?

Bazen, hiç olmadık bir yerde hiç olmadık bir koku duyar ve 40 yıl düşünsek aklımıza gelmeyecek bir anıyı hatırlarız. Bu hatırlayış şu basitlikte gerçekleşir: Gidilen bir piknikte koklanan çiçeğin, babaanneyle ilkokul birinci sınıfta gidilen bir semt pazarını anımsatması (çünkü pazara giden yolda o çiçeklerden vardır), pazarda limon satan amcanın tezgahının yanına koyduğu bisikletin güzelliği, babaanneden karne hediyesi olarak bisiklet istemek, karnedeki notların hepsi beş gelecek mi diye yaşanan heyecan ve hissedilen karın ağrısı…

Çocuklukta burnumuz taptaze oluyor, birçok yeni kokuyu bu dönemde tanıyıp kaydediyoruz. Bu yüzden kokularla ilişkilendirdiğimiz birçok anı çocukluk dönemimizden. Hatta annelerimizin biz doğmadan önce bulunduğu ortamların kokusuna bile aşinayız.

Tat alma, görme ve işitme duyuları koku olmadan bir hiç

Tat alma duyusunun bile yüzde 75’i kokuyla ilintili. Dilimizle tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve umami tatları algılayabilirken, yemeklerden aldığımız o karışık lezzeti tattan çok burnumuzdaki koku algılayıcılarının beyne gönderdiği sinyallerle alıyoruz. Bu noktada, lezzet ve tat kavramları da birbirinden ayrılmış oluyor aslında.

Bunun yanında, görsel ve işitsel hafızamız koku hafızamızın yanında zayıf kalıyor. Gördüğümüz sesli bir görüntüyü, üç ay sonra hatırlama oranımız yüzde 50’nin altına düşüyor. Ancak kokuları kaydın üzerinden bir yıl geçse bile yüzde 65 oranında hatırlıyoruz.

“Aşk hormonu” feromon da kokuyla tetikleniyor

Bizi sevdiklerimize bağlayan kullandıkları kozmetik ürünlerden çok kendi doğal kokuları. Elbette parfümlerini seviyor ve onlarla özdeşleştiriyoruz. Ama asıl aradığımız ve ayırt ettiğimiz şey onların kendi kokusu. Sevdiklerimizi ve aşık olduğumuz insanları seçerken koku tabanlı hormonumuz feromon çalışıyor; hormonal, fizyolojik ve psikolojik değişimler geçiriyoruz. Tansiyonumuz yükseliyor, kalbimiz daha hızlı atıyor, solunumumuz hızlanıyor. Bu süreçten serotonin hormonu da etkileniyor. Ve buyurun size aşk! Feromon kadınlar tarafından daha hızlı algılanıyor; bu da kadını kokuya göre davranış değişikliği gösterme konusunda erkekten daha duyarlı hale getiriyor. İşte şimdi ten uyumu denen şeyi daha iyi anladık.

Sevdiğimiz insanların kokularını asla unutmayışımız işte bu yüzden.

Kokunun aromaterapideki kullanımı ve öğrenmeye etkisi

Koku, bitkileri ve bitkisel yağları kullanarak ruh halini düzelten, zihinsel, psikolojik ve fizyolojik sağlığa fayda sağlayan aromaterapinin de özü. Bu yüzden, aromaterapiye koku tedavisi de deniyor.

Ayrıca, tüm duyulara hitap edecek şekilde yapılan eğitimin, konu her ne olursa olsun daha kalıcı olduğu söyleniyor. Bu savdan hareketle, kokunun, beyinde birçok farklı noktayı etkilediği ve hafızayı kuvvetlendirdiği için öğrenme sürecini de hızlandırdığını söylemek mümkün.

Bilim kokuyu incelemekte zorlanıyor

Kokunun algılanması için aynı anda birçok faktörün sağlanması gerek. Kokuyu alacak insanın solukları, koku molekülünün havayla ilişkisi, kokunun mukozaya ulaşarak oradaki sıvıda çözünmesi, koku algılama reseptörlerine ulaşım… Tüm bu aşamalar, koku almayı takip edilmesi zor bir süreç haline getiriyor. Görme duyusuyla ilgili deneyler, göze ışık tutma yöntemiyle basitçe gerçekleşebilirken koku deneyi yapmak oldukça komplike kalıyor. Yine de, kokunun biyolojik etkileri sayesinde bazı sonuçlar elde etmek mümkün.

1 hayalimiz var!

Buradan bilim insanlarına çağrıda bulunuyoruz: Görsel ve işitsel her datayı aktarabildiğimiz şu çağda artık kokuları da transfer etmenin zamanı gelmedi mi sizce de? Bu konudaki çalışmalarınızı destekliyor, işi film gösterimi sırasında sinema salonuna sıkılan kokulardan bir adım öteye götürmenizi rica ediyoruz.

Bu yazı GarantiOne oneblog'da da yayınlandı: https://oneblog.garantione.com.tr/2017/01/18/kokunun-zamanda-yolculuk-yaptiran-etkisi/

#amigdala #aromaterapi #koku #kokununbiyolojiketkileri #lavanta #zamandayolculuk #kokuvehafızanınilişkisi #kokuvehafıza #babaanneevi #hippocampus #limbiksistem #feromon #serotonin #tenuyumu

19 görüntüleme
  • LinkedIn - Black Circle
  • Tumblr - Black Circle