• irem hacalaki

Güzele Bakmayı Sevenler Kulübü: 18 Madddede Skopofili



Hayır, lütfen konuyu kahvede oturmuş geleni geçeni izleyen amca seviyesine indirgeme. Mevzu biraz daha derin. Skopofili, Yunanca'da bakmak, incelemek, izlemek anlamındaki skopeo sözcüğünden gelen, "bakmaktan zevk almak" diye tanımlanabilecek, Freud'un icadı olup aynı anlamı taşıyan Schaulust sözcüğünün çevirisi olarak türetilmiş bir kelime. Konu bakmak olunca, hele bir de işin içinde Freud varsa, bolca cinsellik konuşacağımızı tahmin etmişsindir. Bu liste, skopofilinin psikanalitik boyutunu, sinema ve görsel kültürle ilişkisini ve biz farkında olmadan nasıl günlük yaşamımızın önemli bir bölümünü oluşturduğunu anlatacak.

Bu yazıyı uluslararası stalker marşı Every Breath You Take ile okumak istersin belki:


1. Skopofili en yalın anlamıyla bakma ve nihayetinde görme eyleminden zevk almak demek.


Bu eylemin iki tarafı var: görmek ve görülmek.

2. Literatürde, konunun Sigmund Freud’un psikanalitik teorilerinden köklendiğini görüyoruz.


Freud bu terimi elbette cinsel bir ifade olarak ele almış. Freud'a göre, skopofili çocukluktan gelen ve libidoyu harekete geçiren bir dürtü. Zira bebekler ve çocuklar, bakarak, görerek egolarını şekillendiriyorlar. Bu dürtü için "büyüdükçe sanata da yönlenebilir, kadın vücuduna duyulan önüne geçilemez, ıstırap veren bir meraka da dönüşebilir" diyor [1] Freud.

3. Skopofiliyi, teşhircilik (exhibitionism) ve röntgencilik (voyeurism) kavramlarından ayrı düşünmek imkansız.


Bu kavramların skopofilinin formu olduğu da kabul ediliyor. Teşhircilik, izlenmekten alınan zevk; röntgencilikse, fark edilmeden izlemekten alınan zevktir. Bu açıdan, teşhirciliğin daha pasif; röntgenciliğin ise daha aktif bir eylem olduğunu söyleyebiliriz.

4. Ayna Evresi (Mirror Stage)


Fransız psikanalist Jacques Lacan, Freud'un fikirlerini alıp üzerinde bazı revizyonlar yapmış. Lacan, Ayna Evresi (Mirror Stage) adını verdiği bir bebeklik döneminden söz eder. Bu evrede, bebekler, aynaya bakarak kendileri haricinde bir dünya olduğunu ve bu dünyanın "başkalarıyla" dolu olduğunu fark ederler. O başkası ilk olarak annedir. Bu bilinçle, başkalarından ayrı olduklarını, birey olduklarını anlarlar. İşte bu noktada egolarını şekillendirmeye başlarlar. Bir sonraki aşama, aynada gördükleri vücut üzerinde kontrolleri olduğunu fark etmektir. Kontrolü henüz sağlayamasalar da bu fark ediş gerçekleşir. Bu çelişki nedeniyle yansımalarının kendileriyle hem aynı kişi hem de farklı biri olduğunu düşünürler.

5. İzleyicilik (Spectatorship)


Psikanalitik teorinin, gördüğümüz imajlardan aldığımız zevki anlatmak ve tutkularımızla bizi çevreleyen görsel dünyanın arasındaki ilişkiyi açıklamak konusundaki en direkt, en anlaşılır teori olduğu düşünülür. Bu teorinin konseptlerinden biri de izleyiciliktir (spectatorship). İzleyicilik, ruhun (psyche) bakmak eylemindeki rolünün altını çizer.

6. Lacan'a göre, izleyici sadece bir insan değildir, aynı zamanda ideal bir öznedir.


Hatta, bilinçaltından, dilden ve tutkudan müteşekkil küçük öğelerdir. Özne, izlediği sahnenin içine girer ve orada rol alır.

7. Bilinçaltı


Psikanalitik teori der ki; insanlar tutkularını, fantezilerini, korkularını ve anılarını baskılarlar; bunun sonucu olarak da, bilincin çoook derinlerinde insanın rasyonel ve mantıksal tarafına ulaşamamış dinamik bir tutku alanı oluşur. Buradan tabii ki çoğu Freudyen savın temelini oluşturan bilinçaltına bağlanacağız: Psikanalitik teoriye göre, skopofili, insanların rüyalarında aktifleşen bilinçaltında çok canlıdır. Yani, bilinç düzeyinde gerçekleştiği sanılan pek çok davranışın aslında bilinçaltında olup bittiği ve skopofilik olduğu düşünülür.

8. Özne teorisi ve ayna evresi, sinemayı da etkilemiştir.


Filmi teoristi Jean-Louis Baudry, karanlık sinema salonlarındaki ekranların dev bir ayna görevi gördüğünü, izleyicileri ayna evrelerine geri döndürdüğünü söyler. Yani film izlerken, egolarımızı belirli bir süre için kaybederiz, kendimizi ekranda gördüğümüz dünya içinde kimliklendiririz. İşte tam burada, filmdeki vücutlar üzerinde izleyici egoları inşa etmeye başlarız.

9. Sinemada 3 bakış türü


Film yapımcısı ve yazar Laura Mulvey, sinemada 3 bakış türü tanımlar [2]: Kayıt esnasında kameranın bakışı, filmi izleyen seyircinin bakışı, bir de karakterlerin birbirlerine bakışları. İzleyicinin bakışları yine ayna evresindeki merakın bir temsili aslında; tamamen skopofilik bir dürtü. İzleyici burada hem bakmaktan hem de karakterler aracılığıyla kendisine bakılmasından zevk alıyor. Bu dürtü film bittiğinde normalleşebilir de, meşhur Lady Godiva hikayesindeki Peeping Tom'da [3] olduğu gibi obsesif bir röntgenciliğe de dönüşebilir.

10. Erkek Bakışı (The Male Gaze)


Mulvey, The Male Gaze adıyla sunduğu konseptte, izleyicinin bakışını Erkek Bakışı olarak tanımlar ve klasik sinemanın erkeğin fantezi dünyasını yansıttığını söyler. Öyle ki, kamera açıları dahi daima erkeğin gözlerine ve bakışına göre belirlenir; reaksiyon sahnelerinde "bakma hakkı" daima erkektedir, bakılan ise daima kadındır. Bu durum, kontrolü erkeğe verir ve onu güçlü kılar. Bu, feminist film teorisinin de eleştirisidir.

11. Rear Window (Arka Pencere)





Cenab-ı üstad Alfred Hitchcock'un 1954'te çektiği Rear Window (Arka Pencere) adlı filminde, skopofilinin sinemadaki en iyi örneklerinden birini görebiliriz. Filmdeki tüm olayları ana karakter Jefferies'in (Jimmy Stewart) gözünden izliyoruz. Fotoğrafçı Jefferies, bacağı kırıldığı için sürekli penceresinin önünde oturuyor. Otururken de komşularını izliyor. Yerinden kıpırdayamadığı halde filmdeki en dominant karakter olan Jefferies, düşünceleri ve sorularıyla sevgilisi Lisa'nın ve tüm kadın komşularının hareketlerini adeta kontrol ediyor.

12. Bugün, sınırsız sosyal mecradan sınırsız "profil" yaratma imkanımız var.


Yarattığımız profillerden yine sınırsızca sesli, sessiz, hareketli, hareketsiz imaj paylaşıyoruz. Bu uçsuz bucaksız dünya bizi skopofilik yapıyor. Profilimiz bizi ne kadar temsil ediyor? Profilimiz gerçek mi, fake mi?

13. Peki ya kendi profilimizin üçüncü şahıslara nasıl göründüğünü kontrol etmemizi sağlayan "view as" opsiyonu?


Buyurun skopofili! Aynaya bakar gibi kendi profilimize bakarken, aslında kendimize değil ideal özneye bakıyoruz. Sonra da onu bir başkasıymışçasına izliyoruz.

14. Röntgenciliği kendine yakıştırmazsın belki ama...


...sosyal medya stalker'lığının bir çeşit röntgencilik olmadığını söyleyebilir misin?

15. Hani bir de online'ken offline görünmeye çalışmak nedir?


Peeping Tom'luğun daniskası!

16. Zaten biz ülke olarak insan izlemeye bayılıyoruz.


Pencereye tüneyip "olanların farkındayım ve bundan memnun değilim" diye bakan komşuları, dışarıyı TV'ymişçesine izlerken çitlediği çekirdekten balkonunda dağlar yaratan eşi dostu, gittiği cafe'nin her yere hakim en stratejik noktasına oturan (ve bunu feng-shui aşkından yapmayan) arkadaşını, sahilde güneşlenen kadınların etrafında cesaret patlaması yaşayan adamları başka nasıl açıklayacaksın?

17. Ayna evresi yalnızca sinemada değil günlük yaşamımızda da çok açıklayıcı.


Hayatını bir film olarak görmeye bayılmayanımız azdır. Metroda kulaklığını takıp yürürken bir ekrandan insanları izliyoruz, onların yerine kendimizi koyuyoruz ve onların da kendisini bizim yerimize koyduğunu düşünüyoruz. Bazense kendimizi bir başkası gibi hayal ediyoruz, dünyayı filan kurtarıyoruz. İzleniyor olma hissi, daha izlenmeye değer şeyler yaratma dürtüsünü de beraberinde getiriyor.

18. John Berger - Görme Biçimleri (Ways of Seeing)


John Berger, Görme Biçimleri (Ways of Seeing) isimli kitabında "Kadınlar, erkeklerin gardiyan olduğu bir dünyaya, olduğu kişiyi ve her yaptığını sürekli olarak yoklamak ve sorgulamak üzere doğarlar." [4] der. Berger'e göre, günümüzün erkek egemen dünyasında kadınların nasıl göründüğü, özellikle de erkeklere nasıl göründüğü hayatının merkezindeki en önemli konudur, kadının başarı kıstasıdır. Kısacası, erkek yapar, kadın ise arz-ı endam eder. Erkek kadını izler, kadınsa kendisinin izlenişini izler. Bu durum, yalnızca kadın-erkek ilişkilerini değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de düzenler. Çünkü kadının içindeki izleyici de erkektir.

Kadının edilgen bir varlık olarak görülmesi, hayatın pek çok alanında obje olarak algılanması durumunu Berger'in sözlerinin ışığında yeniden değerlendirmek mümkün.

*

Keşke planetçe toplumsal cinsiyet dersi alsak.


[1] Sigmund Freud. Case Histories II, s. 41-42.

[2] Mulvey. Visual Pleasure and Narrative Cinema (1975), s.6-18.

[3] 13. yy İngilteresinin Coventry şehrinde, halktan acımasız şekilde haraç alan bir adam yaşar. Adamın karısı Lady Godiva, halka acımakta ve kocasına haracı kesmesi için yalvarmaktadır. Adam, karısına "Şehrin sokaklarında üzerinde çırılçıplak şekilde ata binersen dediğini yaparım" der. Godiva şartı kabul eder ve şehre bir duyuru yaparak herkesin pencere ve kapılarını kapatmalarını, evlerinden çıkmamalarını ister. Atına bindiğinde, uzun saçları dışında vücudunu gizleyen hiçbir şey yoktur. Bir kişi hariç, tüm şehir Godiva'nın isteğini yerini getirmiştir: Daha sonra "Peeping Tom" olarak anılacak Terzi Tom. Tom, Godiva'yı görebilmek için kepenklerine delik açmıştır. Godiva'yı gördükten sonra ise kör olur.

[4] John Berger. Ways of Seeing (1972)

Bu yazı daha önce ListeList'te de yayınlandı: http://listelist.com/skopofili-nedir/

#skopofili #scopophilia #johnberger #görmebiçimleri #waysofseeing #freud #lacan #exhibitionism #teşhircilik #voyeurism #röntgencilik #mirrorstage #aynaevresi #jacqueslacan #psikanalizm #izleyicilik #spectatorship #bilinçaltı #özneteorisi #JeanLouisBaudry #LauraMulvey #ladygodiva #peepingtom #themalegaze #AlfredHitchcock #rearwindow #stalking #socialmediastalking #genderstereotypes #listelist

  • LinkedIn - Black Circle
  • Tumblr - Black Circle